Forum Dizi Film izle ,Dizi İzle,Canlı Dizi,Dizi Seyret,Diziizle,Dizi Tekrarı,Diziizliyelim,Onlinedizi,Yeni Filmler,Online Fimler,Son Çıkan Filmler,Yeni Film Fragmanları,7/24 Paylaşım Forumu

Tam Görünüm: Kalbim Fenerbahçe'de kaldı
Şu Anda Hafifleştirilmiş Görüntüleme Modundasınız. Tam Görünüm Modu için, Buraya Tıklayın
Balçiçek Pamir sordu, Brezilyalı futbol efsanesi yanıtladı

[Resim: zicossendek.jpg]Söz Sende’nin bugün dünyaca ünlü bir konuğu var. Bütün dünya için önemli bir isim ama Türkiye ve Fenerbahçe için önemi bir başka olan Zico. Hoşgeldin Zico. Ola Zico.

Ve yanımda Zico kitabının yazarı da var, Mustafa Kıran... ”Futbolun asil ruhu Zico”…

Neden Zico?

Bu kitap bana teklif edildiğinde gurur duydum. Zico özellikle futbol hayatında çok başarılı bir isim, beğendiğimiz bir futbolcuydu ama onun antrenörlük kariyeri karanlıkta kalmıştı, bilinmiyordu. Bunun ortaya çıkması için Zico ile anlaştık. Kendisi bu nedenle yazılmasını çok istedi…



Çok güzel detaylar var zaten

Özet olarak şu ana kadar biri Brezilya'da biri Japonya'da çıkmış olan iki kitabı artı İstanbul'da yapıltığım röportajları ve kendi yorumlarımla beraber bu kitabı çıkarmış olduk.

Sizin asıl isminiz Arthur Antunes Coimbra, Zico'yu kim taktı?

Bu bir isim değil bir lakaptır, sevimli bir anlam katan lakaptır.ilk olarak Arthur Zinyo olarak geçti. Daha sonra Zico oldu.

Bir de Gallinyo deniyor değil mi?

Horoz ismi takılmış.Rio da çok ünlü bir futbol spikeri takmış. Horoz sürekli mücadele eden bir hayvan olduğu için... O aralar Zico da henüz zayıf olduğu için o isim takılmış.



Peki öyle bir yürüyüşü var mıymış?

Hiç öyle bir şey yok ben futbolcuların bir çoğundan daha zayıftım ve daha çok koşuyordum. Bu yüzden takılmış bir isim.



Sonra da Beyaz Pele dediler ne düşünüyor?

Bir Fransız dergisi ona bu lakabı takmış. Sonuçta Pele'nin ismi var. İnsanlar Pele ile kıyaslıyorlardı. Pele ile kıyaslanmak çok gurur verici, çokta hoşlanmıştım ama beklenti çok fazla olacağı için tercih etmedim. Ben Zico olarak kalmak istedim.

Çok mütevazı bir kişiliği de var. Bu mütevazı kişilik Japonya'ya gitti, heykeli bile dikildi hatta futbolun tanrısı bile denildi. Ne düşünüyor utanıyor mu?

Hayır mahçup olmuyorum fakat sorumluluğu artırdığı için kendimi zor durumda hissediyordum. İnsanlar çok fazla şey bekliyorlardı. Ayrıca ben Japonya'ya giden ilk ünlü futbolcu olmuştum, beklenti de çok fazlaydı sevgi de çok fazlaydı.Karşılıklı çok güzel bir iletişimimiz oldu. Bu sorumluluk beni her zaman bir yük altında bırakmıştır ama ben onlara cevabı verdiğimi düşünüyorum.



Futbol deyince dünyada Brezilya akla geliyor ve maalesef futbol denilince fanatizm akla geliyor. Daha önce bir anısını okumuştum. Rio ve Sao Paolo medyası hakkında konuşuyor, her iki şehirde bizden milli takımı oyuncu çıksın istiyor. Riolu olarak Sao Paolo'da oynarken milli takımda attığı golleri tabeleya yazmıyorlar. Bu minvalde biraz fanatizmden bahseder mi?

Rio ve Sao Paolo arasında çok büyük bir rekabet yaşanırdı. Bende beyaz bir futbolcu olduğum için, bir Riolu olduğum için beni hep ikinci planda görüyorlardı. Ben buna aldırmıyordum. Fakat maçta iki gol attığım halde tabela değişmeyince düşmanlığa varan bir rekabet varmış dedim Rio ve Sao Paolo arasında...

O rekabeti burada Galatasaray ve Fenerbahçe arasında hissetti mi?

Burada da çok büyük bir rekabet var ama burada rekabetin ötesine taşan fanatizm var. Sadece Galatasaray-Fenerbahçe değil Beşiktaş'ta bu rekabette var. Bence bu tip rekabetler futbol sahalarının dışına çıkmamalı, taraftarlar arasında küçük şakalaşmalarda kalmalı. Futbolcular arasındaki mücadelenin bitmesiyle sona ermeli, saha dışına çıkmamalı. Son maçlarda çok üzücü olaylar yaşadık.

Kendisi bir tarafın kazanması diğer tarafın yenilmesi anlamına geliyor diyor ve bu yüzden çok fazla sevinmiyor. Bunu herkes yapamaz. Çok fazla sporcunun, teknik direktörün sahip olduğu bir özellik değil.

Çok doğru tespit etmişsiniz. Ben bu konularda biraz hassasım. Sevinmekte, üzülmekte, kazanmakta, kaybetmekte futbolun içinde, onun parçalarıdır. Bugün kazanıyorsak yarın kaybedebiliriz. Bu sebeple maç sonrası aşırı sevinmek, karşı tarafı küçük düşürmek bence çok yanlış. Kaybederken veya kazanırken her zaman bunun tersi olabileceğini düşüneceksiniz….

Hakikaten de bu bir tek Zico’ya özel bir şey. Başka hiç kimse de yok bu özellik. Keşke olsa...

Sevinen karşı tarafı küçük düşürmeden sevinmeli üzülen de oyuncuları rencide etmeden, kendi içinde üzülmeli.

Yine Fenerbahçe taraftarıyla ilgili bir lafını hatırlıyorum. "Çok etkilendim, benim için çok özel" demişti. Bunu anlatabilir mi ne farkı var ve nasıl karşıladı Fenerbahçe taraftarı onu Türkiye'ye ilk geldiğinde?

Fenerbahçe taraftarı beni canı gönülden karşıladı. Beni futbolcu Zico olarak tanıyorlardı, hayranlık duyuyorlardı ama ben karşılarına takımlarının teknik direktörü olrak gelmiştim. Bu nedenle benden beklentileri çok fazla olabilirdi. Ben ilk olarak olayı zamana bırakıp, kendimi onlara daha iyi tanıtmaya çalıştım. Taraftarla empati kurup, onların sevgisini saygısını kazanmaya çalıştım ve bunu da başardığımı düşünüyorum. Taraftar, ben ve futbolcular birbirimize bağlandık, sevdik ve beklentilere cevap vermeye çalıştım. Sevgimi, saygımı arkamda bırakarak ve her zaman hatırlayarak ayrılıyorum. Türk halkı beni antrenör olarak tanımıyordu. Japonya'da başarılı uzun yıllarım geçti. Japonya'yı tarihinde ilk defa dünya kupasına götürdüm. Bunlar Türkiye'de pek bilinmiyordu ve insanlar beni buraya satj yapmaya gelmiş bir antrenör olarak gördüler. Bu imajı insanların kafasından atabilmek için sabırla, ümitle çalıştım ve biraz zaman aldı. Bu kitabın yazılmasıyla antrenörlük kariyerim Fenerbahçeliler ve Türk halkı tarafından daha iyi tanınmasına sebebiyet verecektir diye düşünüyorum.

Ben de daha çok insanların tanımadığı farklı bir Zico'yu anlatmak için istedim bu programı yapmayı….

Bu düşüncede size tamamen katılıyorum. Benim de amacım kendimi değişik bir bakış açısıyla sizlere tanıtmaktı. Ama futbol hayatı içerisinde böyle bir imkanınız olmuyor. İnsanlar sizi sadece futbol çerçevesi içerisinde görüyorlar. Siz dar bir çerçeve içerisinde sadece futbol adamı olarak tanınıyorsunuz.Benim özel hayatım, düşüncem, karakterim bilinemiyor. Bu programlarla insanlar daha iyi tanıyabiliyorlar.

Bir örnek vereyim, kendisi devlet bakanıydı ülkesinde ve onun adına yasalar var Zico yasaları, futbolcuları kollayan...

Burada benim yaptığım hizmet sadece futbola değildi. Ben eksik olan kuralları toparlayıp Brezilya'ya adapte ettim.

Türk futboluna Zico ne kattı? Türk futbolcuları emir komuta zincirinden beslenirler, Zico daha fazla diyalog getirdi deniliyor, kendisi katılıyor mı?

Ben Fenerbahçe'ye, Türkiye'ye değişik bir diyalog sistemi getirmeye çalıştım. Tabii ki emir komuta zinciri olacak, diyalog olacak, olmalı da. Fakat bunun yanında bütün bu zinciri diyaloglarla tamamlamaya, bütünlemeye çalıştım.

28.05 ben fb ye değişik futbol sistemi getirdim.bütün bu zincirleri diyaloglarla kurdum. Sürekli olarak diyaloglarla yaklaştım. Futbolcularla ilişkilerimi, sürekli disiplin, diyalog ve dostluk havası içerisinde yürütmeye çalıştım.

Bu diyalog kalır mı yoksa Zico gidiyor diye dağılır mı?

Her antrenörün çalışma şekline göre değişecektir. Ben kendi sistemimi, kendi felsefemi Fenerbahçe'ye getirdim, elimden gelen herşeyi yaptım. Diyalog ve sevgi, saygı zinciri olmadan başarı olmaz ama gelecek antrenöre göre değişir. Ben kendi görevimi yaptım, umarım gelecek antrenörüm sistemi ile devam ederler.Futbolcular ve antrenörler kulubün iyiliği için buraya gelmişlerdir, hiç kimse kulubün üstünde değildir. Bütün futbolcular, Alex, Roberto Carlos bunun bilincindedirler. Ben hiçbir futbolcunun diyaloğu bırakıp kendini kulubün üstünde göreceğini zannetmiyorum.

Futbolu bir kenara koyarsak Türkiye'den ne gibi anılarla ayrılıyor?

Türk halkı beni her zaman sevgi saygıyla bağrına bastı ve hayranlık duydu. Bende onlara aynı şekilde cevap verdim. Onların dostluğunu hiçbir zaman unutmayacağım.

Sokakta hemen geliyorlar mıydı yanına, tepkileri ne oluyordu?

Fotoğraf istiyorlar, imza istiyorlar. Hep selam verdiler, başarı dilediler. Sadece Fenerbahçeliler değil Galatasaraylılar, Beşiktaşlılar da yanı şekilde sıcak karşıladılar. Bu beni mutlu ediyordu, demek ki arkamda bana sevgi saygı duyan bir kitle bırakmışım.

Eleştirelere pek takılmıyor, kendi yoluna bakıyor. Hatta kitapta "Oğullarımın eleştirileri beni bunaltır ancak" diyor. Ama Türkiye'de basın biraz acımasız, "Bu da olmaz" diyeceği noktaya geldi mi?

Çok kritikler gördüm, duydum boyunca ve bunlar hakkında yorum yapmam. Sadece işimi yaparım, isterim ki beni eleştirenler sonuçları aldıktan sonra benim işimi analiz etsinler. Bir olay dışında basına cevap vermedim, benim cevaplarım sahada ve sonuşlarla olur. Bir kere İtalya'da bir olay oldu. Bir gazeteci yapmadığı röportajı yapmış gibi göstererek hakkımda ileri geri iddialarda bulundu. Televizyonda yüz yüze gelerek yalanlarını yüzüne vurunca, hiçbir şey söylemeden bir dakika yüzüme baktı. İnsanlar beni eleştirebilir, işimi yapıyorum ve hatalı da olabilirim. Her şekilde eleştirebilir. Ama hakkımda dedikodu ve yalan yazamaz, buna izin vermem.
Referans Adresler